MUNZUR Festivali, 12 Eylül Festivallerinden Birine Dönüştürülemez!
Oligarşiyle halk arasında süren mücadelenin en önemli cephelerinden biri de
"kültür cephesinde" süren mücadeledir. Bu çoğu kez açık ilan edilmiş bir
savaş şeklinde değildir. Ama emin olunmalıdır ki, kesintisiz bir
mücadeledir. Farkında olunsun veya olunmasın, her an öyle bir mücadelenin
içindeyizdir.
Özellikle de kurumsal olarak, belediyeler, demokratik kitle örgütleri ve
çeşitli siyasi örgütlenmeler tarafından gerçekleştirilen kültürel
faaliyetler de bu çerçevenin dışında düşünülemez. 30 Temmuz-2 Ağustos
tarihleri arasında yapılan 9. Munzur Doğa ve Kültür Festivali de hiç kuşku
yok ki, kültürel alanda, bir mücadelenin sahnesi oldu. Ve ne yazık ki,
festivalin örgütlenmesinde belirleyici konumda olanlar, bu sene, bu
mücadelede düzenin kültürüne güç veren bir tutum içinde oldular.
Festival bu yıl, "Tarihimiz, geleceğimiz, özgürlüğümüz Munzur 1. derece sit
alanı ilan edilsin" sloganıyla yapıldı. Her yıl, farklı talepler, farklı
sloganlarla yapılabilir festival, fakat, halkın kültürünü, halkın
mücadelesini, halkın birliğini ve örgütlenmesini geliştirme amacı,
değişmez. Bu amaç değiştiğinde veya yok sayıldığında, orada kültürel
alandaki mücadelede bir gerileyiş vardır.
Dersim'in devrimci demokrat halkı, buna izin vermemelidir. 10. Munzur Doğa
ve Kültür Festivali, 9'ncusunun içine düştüğü eksiklikler mahkum edilerek
gerçekleştirilmelidir.
Mesele, nasıl olursa olsun bir festival yapmak değildir. Her türlü sosyal,
kültürel faaliyette bizim için değişmeyen bir bakış açısı olmalıdır. Bu
bakış açısının temeli, örgütlediğimiz gecenin, konserin, pikniğin,
festivalin halkın mücadelesine, örgütlenmesine, kültürüne, birliğine
katkıda bulunmasıdır.
Yoksa, bugün ülkenin nerdeyse en küçük kasabalarında, beldelerinde bile
yapılan, içeriği boşaltılmış, düzenin eğlence anlayışı ile sınırlı karpuz,
çilek ve dut festivallerine dönecek, her yıl kendini tekrar edecektir.
Festivaller özellikle, 12 Eylül faşist cuntasının yönetimde olduğu ve
pasifikasyonun, apolitikleştirmenin, son derece yoğun bir biçimde
uygulandığı yıllardan başlayarak yaygınlaştırılmıştır. Bu bile,
festivallerle ilgili bize önemli bir şeyi hatırlatmaktadır. İçki ve biranın
"su gibi" tüketildiği, içki firmalarının sponsor olduğu, halkla alay edilen
bu festivallerde amaç halkın yozlaştırılması, kültürüne
yabancılaştırılmasıdır.
Festivaller, İspanya ve Portekiz'deki faşist diktatörlerin halkları uyutma
yöntemlerinden biri olmuştur. Büyük çoğunluğu itibarıyla ülkemizde de durum
farklı değildir. Eğlence ve paylaşma anlayışından uzak, tüketime dayanan
festivallerin yoğunluğu hesaba katıldığında, ilerici-yurtsever ve devrimci
güçlerin bu konuda daha sorumlu davranmaları gerektiği açıktır.
Festivaldeki "Ben Yaptım Oldu" Anlayışı ve Dayatmacılık...
Munzur festivalinin klasiğidir. Ve her yıl tekrar edilir. Belediye festival
öncesi demokratik kurumlara çağrı yapar. Düzenlenecek festival ile ilgili
toplantılar yapılır, kararlar alınır. Bu yıl da öyle oldu; ancak sonuçta
biraraya gelen bir çok kurumun karar ve iradesi, DTP anlayışı tarafından
hiçe sayıldı.
Festival sırasında hiç kimseye sormadan alınan kararlar değiştirildi.
Programlarda değişiklikler yapıldı. Programa çağrılması daha önce
konuşulmamış ve kararlaştırılmamış sanatçılar "bizdendir" mantığıyla
programa sokulurken, programda olanlar ise DTP'li belediye tarafından
engellendi.
DTP'li belediyeye sorarsanız "katılımcılığı" esas aldığını, "herkesin
isteklerini karşıladıkları!"nı söyleyecektir. Ama ortada katılımcılık,
herkesin isteğinin karşılanması gibi bir durum yoktur.
DTP'li belediye bu festivalin "kendi festivalleri" olduğuna o kadar çok
inanmıştır ki, her şeye bu gözle bakmış, her faaliyet bu mantıkla
örgütlenmiştir.
Her siyasi örgütlenmenin kendi politikalarını ve gündemini oraya taşımak
istemesi anlaşılabilirdir. Fakat Kürt milliyetçi hareket bunu kendi
dışındaki kesimlere yönelik bir dayatmaya çevirmiştir. Belediye
çerçevesindeki yetki ve konumlarını kullanarak, "barış" politikalarını
herkese dayatmışlar, bu anlamda tam bir benmerkezcilik sergilemişlerdir.
Dayatmacılık ve grupçuluk öyle bir noktaya gelmiştir ki, çeşitli
aksaklıklarla ilgili belediyeye iletilecek konularda muhatap bulunamamış,
havale edilen insanlar ise "nasıl olsa bizden değil" diyerek sorunu
tartışmamış, çözüm için bir şey yapmamışlardır.
Çeşitli etkinliklerdeki konuşmacı sayısı ve konuşma süreleri konusunda
adeta sürekli bir adaletsizlik sergilemiştir Kürt milliyetçiliği. Devrimci,
militan her faaliyetten ürken, buna yasaklar koyan DTP'li belediye,
festivali "barış", "diyalog" politikasını tüm sola dayatmakta bir araç
olarak kullanmak istemiştir.
Devrimci sanatçılara karşı son derece kaba, lakayt ve saygısızca davranan
görevliler, Sezen Aksu, Zerrin Özer gibi Festival'e emeği geçmemiş, halkın
kültürüne katacak bir şeyi olmayan sanatçılar karşısında el pençe divan
durmuş, bir dediklerini iki etmemişlerdir.
Festivalin gerçek emekçileri olan devrimci sanatçılar bu festivalde örtülü
olarak adeta "istenmeyen kişiler" olarak ilan edilmişlerdir.
Oysa, festivali bugüne taşıyanlar arasında devrimci sanatçıların emeği
unutulamaz. Yasakların olduğu, festivalin keyfi olarak engellendiği,
baskılarla katılımın sınırlandırılmaya çalışıldığı dönemlerde Dersim
halkının yanında devrimci sanatçılar vardı. Şimdi çağırdıkları ve
masrafları için milyarlar döktükleri sanatçılar, o dönem bu tür adı
devrimcilerle birlikte anılan festivallere katılma çağrılarına cevap bile
vermemekteydiler.
Festivalin İçini Boşaltarak Sağlanacak Kitlesellik, Halkın Değil Düzenin
Güçlenmesidir
DTP'li belediyenin festival konusundaki çarpık anlayışlarından biri de,
festivali düzene kabul ettirmek, kitleselleşmesini sağlamak adına düştüğü
durumdur.
DTP'li belediye, devrimci, demokratik kişi ve kurumlar dururken,
yılgınlaşmış, yozlaşmış, devrimcilik adına söz söyleme hakkı kalmamış
döneklere küçük hesaplarla görevler ve payeler vermiş, onları panel
yöneticisi yapmış, halkın ve devrimcilerin karşısına çıkarmıştır.
Çarpıklık öylesine boyutludur ki, "Kürt sorununda Demokratik ve Barışçı
Çözüm" panelinin yöneticiliğinin bir döneğe verilmesini eleştiren ve panele
katılmayan Halk Cephesi temsilcisi, reformizm ve Kürt milliyetçiliği
tarafından utanmazca, pişkince protesto edilmiştir. O "protestocular"
arasında ESP temsilcisinin de olması ise, not düşülmesi gereken bir başka
ayrıntıdır.
Şimdi buradan tekrar sormak istiyoruz; dönekleri konuşturmakla nasıl bir
yarar sağlayacaksınız Kürt sorununda. Bir devrimciyle, bir döneği karşı
karşıya getirirken ve döneği yönetici (moderatör!!!) masasına oturtup
devrimciyi protesto ederken, hiç utanmadınız mı?
Bu bakış açısı aslında festivalin hemen her noktasındaki örgütlenişine
yansımış bir bakış açısıdır. Devrimcilere kapatılmak istenen festival,
düzene ise ardına kadar açılmıştır.
İşte bu nedenle, Sezen Aksular'ı, Zerrin Özerler'i çağırıp onları el
üstünde tutmuşlardır. Bu anlayış, Sezen Aksu'ya sahnedeki Seyit Rıza
posteri önünde göbek attırmış, Kürtçe, aynı sahnede bir şov malzemesi
haline getirilmiştir.
Oysa Kürt halkı dili için büyük bedeller ödemiştir. Bir halkın dili şov
malzemesi haline getirilemez. Kürtçe şarkı söyledi diye Sezen Aksu'yu
yere-göğe sığdıramayanlar halkın değerlerini çiğnettiklerini görmelidirler.
Sol, demokrat bir tutum içinde yeralmak isteyen bu tür sanatçılar, bu tür
etkinliklere çağrılmaz mı? Çağrılabilir. Ama devrimcilerin, demokratların
çizdikleri çerçevede kalırlar ve düzenin yozluğunu bizim faaliyetlerimize
taşıyamazlar. Devrimciler, demokratlar, buna çanak tutamazlar.
Munzur festivalinde ise, buna çanak tutmanın da ötesine geçilmiş, bu
kesimler, festivalin belirleyici unsuru haline getirilmeye çalışılmıştır.
Peki böyle bir festival, kime, neye hizmet eder?
Her dağ kovuğunda onlarca şehidi olan, gencecik kızlarını ve oğullarını o
topraklar için şehit vermiş Dersim halkına, o sahneden, adeta alay
edercesine "sivrisineklerin de hakları olduğu" nutukları atılmasına çanak
tutanlar, bu mantıkla festivalleri halkı yozlaştırma zeminine
dönüştürmektedirler.
Nitekim, Sezen Aksu'nun sahnede olduğu 1,5 saatlik süre boyunca sahne
önünde yaşananlar sunucuyu bile rahatsız etmiş, sunucu Kürtçe olarak şu
uyarıyı yapmak zorunda hissetmiştir: "Yapmayın kendinize gelin kendinizi
unutmayın ayıptır, munzurun dağlarından kan akıyor."
Grup Yorum'u bekletip bekletip gecenin yarısında (01.30) sahneye çıkarmak,
İdil Tiyatro Atölyesi'nin "Yaban Oğlak" oyunu programda olduğu halde ayak
oyunlarıyla sahneye çıkmasını önlemek, hangi ahlakla açıklanacak?
Devrimci sanatçılar düzen tarafından yıllarca yasaklandılar. Şimdi bu
yasakçılığın, engellemeciliğin "yerel iktidar" tarafından devralınmış
olması, düzeniçileşmenin üzerinde ciddiyetle durulması gereken bir
yansımasıdır.
"Kim ne derse desin, Dersim'den Sezen geçti. Dersimliler önümüzdeki
festivallere daha çok Sezen'lerin katılmasını dört gözle ..... sabırla ve
aşkla bekliyorlar." diye yazıyordu reformizm. (Hakan Tahmaz, Birgün, 7
Ağustos 2009)
Tahmaz, bilir ki, Sezen Aksular'ın damgasını vurduğu festivaller halkın
festivali olmaktan uzak, düzenin "eğlence" anlayışının egemen olduğu, içi
boşaltılmış festivallerdir. Bunu isteyen niye ister? Bunu isteyenler, kime
hizmet eder?
Festivalin meşruluğu halkta, devrimci demokratik mücadele ve kültürde
aranmalıdır. Kitleselleşmenin yolu, yozlaşmakta değil, insanların kültürel
ihtiyaçlarına devrimci, ilerici zeminde en geniş ve zengin biçimlerde cevap
vermekte aranmalıdır. Bu bakış açısıyla örgütlenecek bir festival için
Sezenler'e ihtiyaç yoktur. Devrimcilerin yarattığı değerler, devrimci
sanat, her kesime hitap edecek kadar içi dolu ve kapsayıcıdır.
Festival halkı bilinçlendirmek, halk kültürüyle, devrimci-demokratik
kültürle tanıştırmak ve donatmak bir yana, depolitize eden bir işlev
üstlenmeye yönelmiştir. Göstermelik bir kaç panelle, sergiyle, birkaç
devrimci ilerici sanatçıyla, festival politik bir festival, halkın
festivali olmaz.
Yürüyüş